aynuruluc.art.page

aynuruluc.art.page Follow

artist, author, poet, illustrator, pharmacist

http://aynuruluc.com/

1,464 Followers  789 Follow

Share Share Share

BİTKİLERİN GİZLİ YAŞAMI
1966 yılında, Amerika’nın tanınmış yalan makinesi uzmanı Clee Backster, güvenlik görevlilerine poligraf aygıtının kullanımı eğitimini verdiği okulunda uykusuz bir gece daha geçirdi. Sonra sırf eğlence olsun diye, yalan makinesinin elektrotlarını kocaman yapraklı tropikal bitkisinin üzerine yerleştirdi. Yalan makinesi çeşitli korku, sevinç, şaşkınlık gibi durumların elektriksel değişimlerini ölçtüğüne göre, belki bitki de su dökünce seviniyordur diye alaylı alaylı güldü.
Bitkiyi suladığında galvanometre zikzaklar çizerek aşağı doğru indi. Oysa yukarı doğru bir hareket bekliyordu Backster. Yaprağını sıcak kahveye soktuğunda da beklediği tepkiyi görmedi. Sonunda kibriti alıp bitkiyi yakmayı düşündüğünde her şey değişti. Bitki çılgınca galvanometrenin ibresini tavan yaptırdı. İnanamadı Backster. “Nasıl yani?” dedi kendi kendine, “Bitki düşüncelerimi mi okudu?”.
İnsanlık tarihinin önünde yeni bir dünya açılıyordu artık. Deneyler deneyleri kovaladı. Bitkilerin sadece düşünceleri okumakla kalmayıp çevrelerindeki her şeyi hissettikleri de çıktı ortaya. Kaynar suya atılan karideslerin ölümlerini, eline iğne battığında duyulan acıyı da hissediyordu bitkiler. Hatta kilometrelerce ötede olunsa bile yaşanan sevinç ve üzüntüleri de hissediyordu. Hatta korkudan baygınlık bile geçiriyordu.
Bir gün şehir dışından gelen bir botanikçi bayan içeri girdiğinde bütün bitkiler sessizleşti. Hiç birinden tepki gelmiyordu. Sanki hepsi birden sessizliğe bürünmüştü. Taaa ki o bayan havaalanından uçağa binip gittikten 45 dakika sonra yeniden tepki vermeye başladılar. Bayan botanikçinin bitkileri kurutup ölçümler yaptığını öğrendiği zaman anladı Backster, bayanı görünce bitkilerin korkudan bayıldıklarını.
Bir deney tasarladı. 6 yardımcısına aynı gece aynı saatlerde yapmak üzere farklı görevler verdi. Görevlerden biri gece yarısı gelip laboratuvardaki bitkilerden birini söküp parçalamaktı. Ertesi gün o gece bitkiyi parçalayan yardımcı içeri girdiğinde bütün bitkiler çılgınlar gibi haykırmaya başladı (galvanometrelerin ibrelerinin tavan yapmasını böyle adlandırıyor Backster). Bu deneyden anlaşıldı ki bitkiler sadece hissetmiyor, aynı zamanda hafızaları da var.
sesizlik...
Davranışın bilinçdışı olması kişinin o davranıştan sorumlu olmadığı anlamına gelmez. Kişi bilinçdışına ittiği, bastırdığı, görmezden geldiği ve yok saydığı yönlerini keşfetmek ve anlamak için hiçbir çaba sarfetmiyorsa bilinçdışında olanların davranışlarına olan yansımasından tamamiyle sorumludur. (Uzman Klinik Psikolog Serap Sözen)
içimin rengi değişiyor sanki, nefesimin ritmi... bu şahane bir şey
anlıyorum ki aşkı bağımlılıktan, cinselliği aşkın elinden kurtarmak gerek
bugün pazar, doya doya gezin, ya da serin kendinizi çimenlere gökyüzüne bakarak

bugün pazar kendinizi güneşlere çıkarın. doya doya sevişin valla😉
şımartılmayı seviyorum😜
şimdi sıfır fotoshop desem inanmazsınız
her zaman yola bakmak iyidir😉
yazılarımı takip edenler bilir; hayat bizi o noktaya getirdiğinde çukurlarımıza bihakkın düşmek gerek der dururum ama düşmek nasıl bir düşmek onu anlatmadım hiç. çünkü bu kademeye ben de yeni geldim.

düşmek ama öyle zırı zırına sürünmek için değil. düşmeden anladım dersen bir şeyi; ancak kendini kandırırsın bunu bilmek öncelikle.

çukuru önce bir kendine yakıştırmak lazım. o çukur senin çukurun. sana ait bir yer tamamen… sen yapmıştın sen düştün şimdi. bir tanış onunla bir içiçe ol.. bir duy içinde acısını iliklerine dek.. üstüne başına bir yakıştırmak gerek yani o çukuru. bir düşmenin tadına varmak… şükürler olsun; gerekliymiş ki düştüm diyebilmek. bir haz almak hatta dipten dipten… ki bilmek; o çukurdan kendi ayaklarınla çıkabilirsen yol alacaksın.  işte bunu bilince çıkmamak için de hiçbir neden kalmıyor ortalıkta.

kısaca çıkışa bak felsefesi, diyelim… hastalığa değil şifaya bak. tutsaklığa değil özgürlüğe bak. yokluğa değil bolluğa bak... aynur uluç
2 8 19
sarayın yolunu kaybettim de bir ağaç dibinde dinleniyorum biraz, az önce bir yılana yol sordum, ince uzun tısladı, seni cadı şifacı dedi, benimle dalga geçme.

çekirgeye yolu sordum ben de ardı sıra seğirten ama nasıl olur prenses filan olduğumu hiç anlamadı. başımdaki tacı da mı görmüyor; ne güzel gözlerin varmış dedi ve sıçradı gitti.

ben de bir martıya sordum, 
jonathan çıkmasın mı o da karşıma; ne yapacaksın sarayı gel benimle yeni bir deneme daha yapacağım bugün dedi zirveye, ve kanatlarını okşadı gitti.

o la la aklım karıştı hiç bir hayvan ışıl ışıl tacımla ilgilenmiyor prenses doğdum diye prenses kalacak değilim dedim ben de; gördüm ki hiç beş para etmiyor içimin dünyasında. bırakıverdim tacımı oracığa. bluzumu şalvarımı ve bilumum taklavatı çıkardım. yüzüme bir tebessüm, gözüme ışık geldi anında. anladım asıl ışıltı insanın kalbindeymiş, doğru demişmiş düğümlere üfleyen ece; sen yolu içinin hayvanlarına sor.
içimdeki yaramaz çocukla sanatçı kadın birleşince böyle bir kimya birleşiyor galiba.. bunu da fark ediyorum.. hayatın içindeki sanatı gören yetişkinimle kolkola girip seviniyor çocuğum)))